-A A+A

Bir Çatışma Var, Bu Çatışmada Hangi Konumda Bulunduğuna Bak!

Allah’a hamdolsun, onun Rasûlü olan Muhammed Mustafa’ya salât ve selâm olsun. Bundan sonra;

Yaşamış olduğumuz çağımız, Kuran’ın münafıklara ve zayıf imanlılara karşı giriştiği ve sahtekârlıklarını gün yüzüne çıkardığı, ehlini rezil ettiği, iddialarını çürüttüğü, azgınlıklarını bastırdığı, delillerini boşa çıkardığı, inatçılıklarının önünü kestiği çatışmalardan kopmamıştır. Hatta bu gün farklı suretlerde yeni şekilleri türemiş, türlü vesilelerle bunlara sevk edilmiş, kıymeti farklı yollarla harcanmış, insanlar arasında yayılmış, neşredilmiş, açıklanmış ve tekrar edilmesiyle nefislerde sabitleşip kalplerde kökleşmiş ve böylece bunlar, -cesurun cesaretinden önce olan- aklın, hikmetin ve keskin görüşün ta kendisi oluvermiştir. Yine bunlar, süslü sözlerle kuşatılmış, şişirme ve abartmalarla üzerleri örtülmüştür. Oysaki Kuran, daha öncekilerin bağlandıkları bunların benzerleri olan dayanakları çürütmüştür ve muasırlarınki de bunların benzerinden başkası değildir.

Şüphe aynı şüphedir, onun reklamını yapan yapmış, yayan yaymıştır. Alıkoyma aynı alıkoymadır, onu yapan yapmış ve uygulayan uygulamıştır. Hatta niyeti halis ve içi doğru bile olsa… Çünkü bunların yayılmasının zararı, kaçınılmaz olarak İslam’a ve Müslümanlara olacaktır. Kalbiyle ıslahı irade edip fiilleriyle ifsatta bulunan niceleri bulunmaktadır.

Kuran ayetleri, şüpheleri çürütücü ve özürler getirenlerin hüccetlerinin önünü kesici sonra da yaymış olduklarının ardındaki hakiki etkenlerin ortaya çıkması ve tam bir şekilde açığa kavuşması için onların kalplerinin derinliklerine ulaşıyordu. Böylece tüm zamanlardaki müminlerin, bu türden özür ve gerekçelere şüphe gözüyle bakmaları, aceleyle kabul etmemeleri, süslerinin onları aldatmaması ya da şatafatının onları esir almaması ve hem dinlerine hem de ehillerine bir felaketin gelmemesi sağlanmış olmaktadır. Gizli olan bu kalbi etkenlerin, nifak, kalp hastalığı, iman zayıflığı, korkaklık, dünyaya bağlılık, ölüm korkusu, dünyaya olan hırs, makam ya da itibarın gözetilmesi veya bunların dışında kalplerde gizli olup yalnızca her şey hakkında bilgisi olan ve her şeyden haberdar olanın bildiği diğer şeyler olması arasında hiçbir fark yoktur. “Onlar bilmiyorlar mı ki, elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını da biliyor. Gerçekten Allah, gaybın bilgisine sahip olandır.”1

Örneğin Allahu teâlâ’nın şu buyruğunu bir düşün: “Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.”2 Savaş sahasından uzaklaşmak için makbul hüccetlerini nasıl zikrettiklerini ve Kuran’ın ansızın onları rezil edişini ve süslü sözlerinin ardındaki gizlenen hastalığı (ki bu kaçmayı istemeleridir) ortaya çıkardığı görülmektedir. Yalnızca bununla kalmayıp onların hallerinin hakikatini ve imanlarındaki tereddüdü de açıklamış ve onların “Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (çıkarmaları) istenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı.”3

Bunun benzeri olan, delil getirenlerin, görünürde güzel olan delillerini zikredip sonra onları harekete geçiren ve onları cihad ibadetini eda etmekten sakındıran ve uzak tutan etkenin hakikatini açıklayıcı birçok ayeti kerimeler bulunmaktadır. Allah azze ve celle’nin şu buyruğunda olduğu gibi: “Onlar, sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar,”4 Yine şöyle buyurur: “Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.”5 Bu mesele sürekli olarak göz önünde bulundurulmalıdır. İnsanı yaratan, onun nefsine vesvese veren şeyleri bilen ve ona şah damarından daha yakın olan Allah tüm noksanlıklardan münezzehtir. “Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Yalnızca kendilerini aldatan ve şuurunda olmayan”6 kimselerin hallerinden Allah’a sığınırız.

Mazeretler arayan ve bunun için iğnenin başından daha küçükte olsa inceliklere dalanlarla, cihada hırslı olup onu yitirmemek için ağlayan ve Allahu teâlâ’nın onları şu sözleriyle nitelediği kimseler arasındaki farka bak: “Bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen için sana her gelişlerinde "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur.”7 Bununla birlikte onlar, özürleri sebebiyle savaştan geri kalmalarına rağmen ecirlerinde savaşa çıkanlara ortaktırlar. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu buyruğunda olduğu gibi: “Medine’de bazı topluluklar bulunmaktadır ki, bir yol kat ettiğinizde, bir harcamada bulunduğunuzda ya da bir vadi aştığınızda, onlarda sizlerle birliktedir.” Sahabeler: “Ey Allah’ın resulü, onlar Medine’de oldukları halde mi?” dediler. Resulullah: “Onlar Medine’de oldukları halde. Onları özürleri alıkoymuştur” buyurdu.8

Allah subhanehu ve teâlâ iki grubun durumunu açıklamıştır. Cihada istekli olan ve bu ameli yerine getirmek için ciddi olanlarla, cihad sahalarına çıkmamak uğruna kendisi için tutunabileceği herhangi bir şeyi araştıranlardan bahsederken Allah subhanehu şöyle buyurur: “Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir. Senden, yalnızca Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri kuşkuya kapılıp, kuşkularında kararsızlığa düşenler izin ister.”9

İmam İbn Cerir (rahimehullah) şöyle der: “Bu Allahu teâlâ tarafından nebisine münafıkların yapılarıyla ilgili bir açıklamadır: Onların onunla bilinen alametlerinden birisi de, savaşa çıkıldığında onunla birlikte savaşa çıkmamak için Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den izin isteyerek yalan özürlerle Allah yolunda cihaddan geri kalmalarıdır.”

Bunlarla mücahidler hakkında söylenilen her şeyin, bunu söyleyen şahısların niyetlerinin bozukluğuna delil getirilmesini ve gaybi bilme külfetine girilmesini kast etmemekteyim. Bu ne bizim işimizdir ne biz bunu talep ederiz ne de bizden böyle bir şey talep edilmiştir. Bizim üzerimize düşen, cihaddan geri durmaya çağıran bu şüpheleri ve cihad sahalarına çıkılmasına mani olan bu engelleri, töhmet, şüphe ve sakınma dairesi içerisine koymamız, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde savaşlarda olan ve cihad seyrinden ayrılmayan bu şüphelerin reddinde Kuranı kerimin yoluna tabi olarak bunları zayıflatmak ve geçersiz kılmaktır. Şöyle ki, cihad sorumluluğundan uzak duranların dayandığı bu bağların -hepsi olmasa da- çoğunun nedeninin, gizli bir hastalık ve derin bir rahatsızlık olduğu, ne hak için bir nasihat, ne hak ehline olan hırs, ne onlar için en iyi olanın istenilmesi, ne de sonlar hakkındaki tecrübe olmadığı ortaya çıkmıştır. “Eğer savaş olacağını bilseydik size tabi olurduk…” Ne kadar çekici ve bakanları hoşnut eder olsa da, kişi sunulan deliller ve gerekçeler karşısında şaşırıp kalmamalıdır.

Rabbim bizleri kendi yolunda gerisin geriye dönmeden, ecrini Allah (azze ve celle)’den umarak Cihad ibadetini eda eden kullarından kılsın.

Allah’a hamd ve Rasûlü Muhammed’e salât ve selam olsun. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.

Mütercim: Muhammed Atta


1- Tevbe sûresi: 78. âyet

2- Ahzab sûresi: 13. âyet

3- Ahzab sûresi: 14. âyet

4- Ali-İmran sûresi: 154. âyet

5- Ali-İmran sûresi: 167. âyet

6- Bakara sûresi: 9. âyet

7- Tevbe sûresi: 92. âyet

8- Buhari ve Muslim rivayet etmiştir.

9- Tevbe sûresi: 44-45. âyet

6 Şub, 2020 Şehid Şeyh Ebu Yahya el-Libi
Etiketler: Cihad, Çatışma, Konum