Sesli Dinle-A A+A

Suriye Halkının Sancıları

بسم الله الرحمن الرحيم

Hamd alemlerin hakimi olan Allah’a, salât ve selam mücahidlerin komutanı olan Rasûlullah’a, Ehl-i Beytine, Ashab-ı Kiramına ve izini takip eden mü’minlere olsun.

Bu günlerde Arap diyarlarında olup biten olayları izlerken belki Suriye’deki halk ayaklanmasının neden bu şekilde ağır şartlardan geçtiği ve her gün onlarca kişinin ölümüyle ve onlarcasının tutuklanmasıyla ilerlediğini merak etmişsinizdir. Halktan tutuklanan insanların bir kısmı polis tarafından vurulup hastaneye kaldırılanlardan oluşmaktadır.

Suriye’de dönen zulüm ve baskıyı daha iyi kavramak için kırk senedir hükümete mıknatıs gibi yapışmış olan Nusayri Alevi Hafız Esad ve hanedanını tanımak gerekir.

Şu an Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in babası, subay asıllı zâlim tağut Hafız Esad (Allah ona hak ettiği azabı versin) yaklaşık kırk sene önce Suriye’nin başına getirilir. Kendisi Aleviliğin kollarından olan Nusayri mezhebine mensuptu. Hristiyan asıllı Michael Efalak’ın Arap milliyetçiliğine dayalı kurduğu Baas Partisi başkanı olmuştu. Otuz sene başkanlık koltuğunda oturduğu süre zarfında gerek Suriye, gerek Lübnan ve gerekse Filistin Müslümanlarına tattırdığı acıyı ve yaptığı katliamı ne geçmiş Firavunlar nede İsrail bu kadarını yapmamıştı.

Bu helak olmuş Firavun’un ve oğlunun siyasetlerini daha iyi tahlil etmek için Nusayriliğin ne anlama geldiği, ne zaman çıktığı ve inancının ne olduğunu bilmemiz gerekmektedir.

Nusayrilik hicri üçüncü asırda Şiiliğin bir kolu olarak ortaya çıkmıştır. Bu mezhebin kurucusu Ebu Şuayb Muhammed Bin Nusayr’dır. Kendisinin Şiilerin on birinci imamı olan Hasan El’askeri’nin varisi ve ilim kapısı olduğunu, ondan sonra Şiilere hüccet sayıldığını iddia etmiştir.

Bu zındık adam peygamberlik iddia etmiş, ehli beyt imamları hususunda aşırıya gidip onları ilahlık mertebesine yükseltmiştir.

Başlıca İtikatları Şunlardır: Ali (radıyallahu anhu) ilahtır.

İnsan suretinde görünmesi tamamıyle yaratıklarına ve kullarına teselli mahiyetindedir.

Hz. Ali’nin katili olan Abdurrahman Bin Mülcem’i çok severler. Çünkü Hz. Ali’yi beşer suretinden kurtarıp ilahlık suretine bürümüştür.

Hz. Ali’nin bulutlarda durduğuna, gök gürlemesi onun sesi ve şimşek çakması onun kırbaçına delalet ettiğine inanırlar. Bulut geçerken “Selam sana Ey Hasan’ın babası” derler.

Hz. Ali’nin Hz. Muhammed’i, Hz. Muhammed’in Selmani Farisi’yi, Selmani Farisi’nin beş yetimi yarattığına inanırlar.

1: Mikdad Bin Esved insanların rabbi, yaratıcısı ve şimşek işlerine bakan sorumlu olarak sayarlar.

2: Ebu Zerr El-Gıfari, gök cisimleri ve yörüngelerden sorumludur.

3: Abdullah Bin Revaha, rüzgarlar ve insanların canlarını almakla sorumlu.

4: Osman Bin Maz’un, mide, vücut sıcaklığı ve hastalıklardan sorumlu.

5: Kanber Bin Kaden, cisimlere ruhu üflemekle sorumlu.

Nusayri fırkası inanç olarak İslam inancıyla taban tabana zıt olan, inkarcılık, zındıklık, bir çok haramı helal sayan, İslamın beş şartını, dirilişi hesabı ve mahşeri inkar eden ve Hz. Ali (radıyallahu anh)’ı ilah sayan inançlarla doludur. Gizli ayin ve ibadetleri olan bir mezheptir.

Namazları bizim namazımızla tamamen farklıdır. Secdesi yoktur, rekatları farklıdır. Namaz için gusül veya abdest şartı yoktur. Orucu, ramazan ayında kadınlara yaklaşmama olarak tutarlar. Hac yoktur çünkü hac onlarda taşlara tapma anlamına geldiği için şirktir. Zekat ödemezler ancak dedelere yani din büyüklerine kazançlarının beşte birini verirler.

İslam ümmetine ve inancına karşı yabancıdırlar. Ahlaksızlık, fuhuş, içki, zulüm ve mal toplayıp yığma en önemli karakterlerindendir. Kadın erkek birbirlerine karıştıkları geceleri vardır. İçki onlarda yüce görülen bir unsurdur. Üzüme ve üzüm bağlarına son derece saygı duyarlar.

Önemli karakterlerinden biride kızlarını para karşılığı fuhuşa yöneltmeleridir. Köy ve mıntıkalarında camiye rastlanmaz. Sahabe-i Kiram’dan aşırı bir şekilde nefret ederler ve lanet okurlar. Eski asırlardan beri Müslümanlara karşı Yahudi ve Hristiyanlara destek vermişlerdir. Yakın tarihte Coğalan tepelerini Hafız Esad, İsrail’e peşkeş çekmiştir.

İbn-i Teymiyye (rahmetullahi aleyhi) onlar hakkında şu fetvayı vermiştir: “Bu kavim Yahudi ve Hristiyan’lardan daha kâfirdirler. Hatta birçok müşrikten daha kâfirdirler. Tatarlar, Fransızlar ve başka muharip kâfirlerden zararları daha büyüktür. Her zaman Müslümanlara karşı kâfirlerle iş birliğine girmişlerdir. Müslümanlara karşı Hristiyan’larla beraber olmuşlardır. Müslümanların Tatarlara karşı galip gelmeleri, onlar için büyük musibet sayılır. Sonra Tatarlar, ancak onların yardım ve desteğiyle Bağdat’a girip halifeyi öldürdüler.”

Âlimlerin ittifakıyla bu fırka Müslümanlardan sayılmaz. Kestikleri yenmez, kızlarıyla evlenilmez, onlardan cizye kabul edilmez ve ölenleri Müslümanların kabristanına gömülmez.

Hafız Esad ve oğlu Beşşar’ın kırk senelik yönetimlerinde Suriye halkına yönelik yaptıkları hizmet; Nusayri fırkasını devletin en önemli kademelerine getirmeleri, İsrail’i koruma, Müslümanları katletme, hapishanelere doldurma, hapishaneler inşa etme ve Suriye halkı arasında dini yok etmeden öteye geçmemektedir. Suriye’ye bakışları, sütü sağılacak inek olarak bakarlar. Hafız Esad’ın ve ailesinin İsviçre bankalarında bir hayli kabarık hesapları vardır. Onların yanında insanların hak hukuklarının hiçbir önemi yoktur. Adalet, doğruluk ve güven diye bir mefhum bilmezler. Mezheplerinde haram ve helal diye bir anlayış yoktur.

Nusayri fırkasına mensup olanların karakterleri, güçlü zayıfı ezme üzerine kuruludur. Zengin ve fakir diye iki sınıfa bölünürler. Zenginler fakirlere hakimiyet kurarlar. Fakirler zenginlere hizmet etmek mecburiyetindedirler. Yetki sahibi olan kişi altındakileri ezmeye çalışır. Hafız Esad kendisini, Nusayri ve subay asıllı devlet başkanı Salah Cedid’ten daha güçlü olduğunu hissedince devlet yönetimini elinden alır ve onu hayatının sonuna kadar hapishanelerde çürütür.

Hama katliamında genel komutanlık yapan Hafız Esad’ın kardeşi Rıfat Esad kardeşiyle rekabet ve çekişmeye girişince Hafız Esad onu uzaklaştırır ve Fransa’da gurbette hayatını tamamlamaya mecbur eder.

Şuan Beşşar Esad’ın kardeşi ve Cumhuriyet Muhafızları Komutanı olan Mahir Esad, kardeşiyle rekabete girmiş devlet içinde devlet oluşturmuştur. Yaptığı bazı tasarruflardan dolayı bazıları onun cumhurbaşkanı olduğunu zannetmektedirler.

Kırk senedir yaptıkları katliam ve terör sebebiyle halkın arasına öyle büyük bir korku ektiler ki, baba oğluna kardeş kardeşine güvenemez hale gelmiştir.

Şeriatı hakim kılmak isteyen Müslümanları Hama’da kuşatan ve nerdeyse şehri yerle bir edecek şekilde bombalayıp yetmiş bin Müslümanı göz kırpmadan katleden bu aşağılık düzendir. Tedmur hapishanelerinde binlerce Müslüman erkek ve kadını toplayıp sonra Müslüman bacılarımızın ırzlarına tecavüz eden (Ebu Gureyb hapishanesini arattıracak işkenceler yapan, bacılarımızın mektuplar yazarak gelin hapishaneyi başımıza yıkın! çünkü bizler Nusayri kâfirlerin piçlerini karınlarımızda taşıyoruz dedirten) ve daha sonra toptan hepsini kurşuna dizen yine bu hain sistemdir.

Uzun yıllardır tutuklanıp bir daha haberi alınamamış, nerde kaldığı, ne zamana kadar kalacağı ve aslen neden tutuklandığı meçhul olan binlerce Müslüman Suriye’nin yer altı zindan ve hapishanelerinde çürütülmektedir.

Gece yarısı evinden alınıp aylar sonra bazılarını, alındığı kirlenmiş ve yırtılmış pijama veya elbiselerle, saç sakalı ve tırnakları uzamış, işkence altında deri kemik kalmış ölmüş cesetlerini ailelerine teslim eden hain düzen bu düzendir.

Büyük komutan ve mücahid Mervan Hadid (rahmetullahi aleyhi) yakalanınca aşırı bir şekilde işkenceye tabi tutulur. Daha yeni evlendiği ve gerdeğe girmediği hanımını getirip gözleri önünde tecavüz ederler. Bu büyük şeyh onlara karşı boyun bükmez, taviz vermez. Neticede işkence altında şehid düşer. Yakalandığı vakit ağırlığı doksan kilo olan şeyh şehit edildiğinde oyuz beş kiloya düşer.

Kötü siyasetleri sebebiyle fakirlik baş göstermiş, her alanda toplum geri kalmış, nerdeyse sanayi diye bir şeyi olmayan, tamamiyle dışarıya bağımlı kılınmıştır. Suriye, resmi işleri en ağır ve zor işleyen devletlerden biridir. Rüşvetsiz neredeyse resmi bir işlem yapılamayacak hale gelmiştir.

Hayat şartlarının zorluğu ve fakirlik sebebiyle gençlerinin birçoğu otuz beş yaşından sonra evlenmektedirler. Bu gecikme birçok gencin zinaya bulaşmasına sebebiyet vermiştir.

Bu devlette Sünni Müslümanların hiçbir değeri yoktur. Değeri en çok olan Nusayri fırkası, sonra Rafizi fırkası arkasından Hristiyanlardır.

Hristiyanların değerini anlatan canlı bir kıssa anlatacağım. Suriye’de yaşayan akrabalarımdan bazıları toprak davası sebebiyle bir Hristiyanla tartışıp kavga ederler. Bu kavga akabinde Hristiyan ölünce olaya karışan beş kişi yakalanır. Ölen Hristiyanın durumu Hafız Esad’a anlatılınca haklarında idam kararı verir. Kaldıkları hapishanede odaları ateşe verilir ve beşi yakılarak infaz edilir.

Suriye Baas Partisi esaslarına yani sözde arap milliyetçiliğine göre yönetildiği halde eski Irak devrik başkanı Baas partisine bağlı ve arap olan Saddam Hüseyin’le alakaları son derece kötü, hatta neredeyse bütün Arap ülkeleriyle alakaları bir ay iyi ise bir sene kötü olur. Ama yanı başında Fars asıllı Rafizi İran ile uzun senelerdir alakaları son derece güzel olması bu partinin yalan üzere kurulduğunu gösterir.

Suriye’nin, Lübnan’daki bütün sünni cemaatlerin ellerindeki silahları alıp, Rafizi Hizbullah örgütüne tam bir hürriyet ve destek vermeleri pis siyasetlerini gösteren bir örnek sayılabilir.

A.B.D. ve İsrail’in bu ayaklanmalara destek vermemeleri, gelecek olan hükümetin Beşşar Esad kadar İsrail’in sınırlarını koruyup korumama endişesi taşımaları sebebiyledir.

İsrail senelerden beri stratejik öneme sahip ve verimli toprağı olan Coğalan tepelerini işgal ettiği halde o toprakları geri almak için ne bir mermi atmıştır nede mermi atanlara izin vermiştir. Bu hükümetin misali, koyun postuna bürünmüş kurt misali gibidir.

Kırk senedir baskı, zulüm ve kan dökerek sistemi elinde tutan ve Suriye halkının kanını emen, servetlerini sömüren bu hain Nusayri fırkası yaptıkları bu kadar zulüm ve katliamdan sonra hükümeti kolay kolay bırakırlar mı?!

Suriye’nin bu acı halini anlatmamın sebebi Müslümanları üzmek veya acılarına acı katmak için değil, bu domuzların ve canilerin Müslümanlara neden musallat olduğunu tahlil etmek, ders çıkarmak ve çözümler üretmek içindir.

Ömer (radıyallahu anhu)’nun altın harflerle yazılacak bir sözü vardır: “Bela ancak günah sebebiyle iner ve ancak tevbe ile kaldırılır.”

Allah’a hamd ve Rasûlü Muhammed’e salât ve selam olsun. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.

17 Kas, 2017 Musa Ebu Cafer
Etiketler: Cihad, Suriye, halk, sancı, ağrı