351-A A+A

452: Hizbu't-Tahrir

Soru:

Selamun aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu Allah sizlere afiyet ve yakin versin. Hizbut Tahririn resmi sayfasına sorulan bir soruyu ve verilen cevabı sizlere aktarıyorum:

Soru: Hizbin kabir azabını reddettiğine dair iddialar vardır. Hizbin kabir azabına bakışı nasıldır?

Cevap: Hizb, kabir azabını red veya inkar etmez. Bilakis bunu tasdik eder. Yani biz “kabir azabı vardır” diyoruz. Zira kabir azabıyla ilgili sahih hadisler (zanni galabe) vardır ve biz bunları kabul ederiz. Fakat kabir azabıyla ilgili hadisler tevatüre kadar ulaşmadığından, kabir azabını tasdik ettiğimizi fakat bu tasdikin kesin tasdike varmadığını söyleriz. Yani kabir azabını tasdik ediyoruz lâkin kabir azabına iman etmiyoruz. Binaen aleyh kabir azabının akideyle ilgili fikirlerden olduğunu kabul ederiz.

Bu ve benzeri itikat sahipleri sahih hadisleri, haberi vahid olduğu için akidede delil kabul etmiyorlar sahih hadislere iman etmiyorlar bunu yaparken kendi eksik iman tanımları olan ''vakaya uygun delile dayalı kesin tasdik'' tanımıyla dahi çelişiyorlar bu konularda bizleri bilgilendirebilir misiniz? Allah sizi korusun.



Cevap:

Ve aleykumusselam ve rahmetullahi ve beraketuhu. Hamd Allah’a mahsustur.

Muhterem kardeşim, Hizbu’t-Tahrir siyasi İslamcı, mutezile fırkasına benzer bir anlayışla akılı nakile takdim eden, Ehli Sünnet ve’l-Cemaat’in yolundan ayrılmış batıl bir taifedir. Hem itikadi, hem fikri ve siyasi hem de fıkhi birçok görüşleri sadece Hadis Ehli menhecine değil bilakis klasik İslam nazarına da muhaliftir.

Hizbu’t-Tahrir’in müessisi Takiyyuddin en-Nebhani “Nizamu’l-İslam” isimli kitabında şöyle diyor: “İslam, Müslümana Allaha iman ederken aklını kullanmasını vacip kılmıştır ve akidede taklit etmesini yasaklamıştır. Bunun için akılı Allah’u Teala’ya imanda hakem kılmıştır. Allah’u Teala şöyle buyurmuştur: “Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün değişip durmasında elbette akıl sahipleri için deliller vardır.” Bunun için her müslümana imanını düşünceden, araştırmadan ve nazardan meydana getirmesi ve Allah’a imanda akılı mutlak surette hakem kılması vaciptir. ” 1

Sualinde bahsettiğin konuya gelince, evet doğrudur, Hizbu’t-Tahrir’den malum olan kabir azabı ve benzeri sahih sünnetle sabit olan itikadi konulara iman etmemeleri hatta tebâlarına bu hususlara iman etmeyi nehyetmeleri ve iman edeni günahkâr görmeleridir.

En-Nebhani şöyle diyor: “İman akıl yolundan meydana gelme mecburiyetindedir. Böylece gaybiyatın hepsine ve Allah’ın haber verdiği her şeye iman etmekte esas akıldır. Çünkü Allah’a iman etmemiz Onun haber verdiği her şeye, ister akıl idrak etsin veya akılın ötesinde bir şey olsun, kati surette iman etmemizi gerektirir. İşte buradan intikalen diriliş, cennet, cehennem, hesap, azap, melekler, cinler ve şeytanlar gibi Kuran’da ve kati surette sabit olmuş (mutevatir) hadislerde gelmiş olan şeylere iman etmek vaciptir. Bu iman görünürde nakile dayansa da aslında akli imana dayanmaktadır. Çünkü aslı akıl ile sabittir. İşte bunun için müslümanın akidesi akıla veya aslı akıl yoluyla sabit olmuş olana dayanma mecburiyetindedir. Akıl ile sabit olmuş olana veya kati, yakini nakille sabit olmuş olana, yani Kuran ile veya mutevatir hadisle sabit olana iman etmek vaciptir. Ama bu iki yoldan, yani akıl yolundan veya Kuran ve kati sünnet yolundan sabit olmayanı itikad etmek müslümana haramdır. Çünkü akaid ancak yakinen sabit olandan alınır.” 2

Hizbu’t-Tahrir’e mensup olan herkesin kabul edip bağlı kalması gerektiği ve görüşüne esas olan “ed-Dûsiyye” kitabında şöyle deniliyor:

“Delili zanni olanı itikad etmek müslümana haramdır” 3

“Akidede şeri hüküm şudur: Delili zanni olanı itikad etmek haramdır. İtikadını zanni delile bina eden her Müslüman haram işlemiştir ve Allah katında günahkâr olur.” 4

Ve şöyle deniliyor: “Haram olan itikad etmektir. Ama sırf tasdik etmek mubahtır. Haram olan cezmetmektir” 5

Hizbu’t-Tahrir’in bu görüşlerine ihtisar ile şöyle cevap verilebilir:

Bir: İslam uleması akide bahsinde tasdik ve iman ayırımı yapmamıştır. Tasdik olup iman gücünde olmayan, yani câzim olmayan bir tasdike İslam uleması akide mevzusunda itibar etmemiştir. Bilakis tasdik imandır ve cezmi ifade eder demişlerdir. İhtilaf imanın sırf tasdik midir yoksa amelle beraber tasdik midir şeklinde düşmüştür. Ehli Sünnet, Mutezile, Hariciler ve Murcie fırkası arasında ihtilaf zaten burada düşmüştür. Murcie salt, amelsiz tasdiki iman olarak ispat ederken Ehli Sünnet, Mutezile ve Hariciler tasdikin muteber olması için ameli ilzam etmesini şart görmüşlerdir.

İki: Mutevatir hadisle sabit olmayan itikad esaslarına iman etmeyi haram kılmaları İslam uleması arasında görülmemiş bir aşırılıktır. Evet! Akidenin mutevatir altı hadislerle sabit olup olmayışı tartışılmıştır. Ama kimse sahih hadisle sabit olan habere iman etmeyi haram ve iman edeni günahkâr kılmamıştır.

Üç: Akide bahsinde delil ilim ifade etme mecburiyetindedir. Bu hususta ulema arasında ihtilaf yoktur. Ancak ne ilim ifade eder veya ne etmez bunda ihtilaf düşmüştür. Ekser fukahaya göre bir haberin ilim ifade etmesi için mutevatir olması şarttır. Mutevatiri de “âdetan yalan söylemek üzere anlaşması mümkün olmayan sayıda bir ravi topluluğun naklettiği haber” olarak tarif etmişlerdir. Mutevatir haberin bu tarifinde fakihler ve hadisciler arasında bir ihtilaf yoktur. Usulcüler de buna yakın mütevatir haberi “sözlerinden ilim hâsıl olacak sayıda bir topluluğun haberidir” şeklinde tarif etmişlerdir. Buna göre bir habere katiyet kazandıran haberi aktaran ravilerin adedidir. Ancak bazı âlimler yalnız adedin değil genel itibariyle buna salih olan karinelerin de habere katiyet kazandıracağını savunmuşlardır. İşte bu ihtilaflar tevatür altı haberin ilim ifade edip etmemesine yansımıştır.

Ekser fukaha tevatür vasfına haiz olmayan haberi, yani ehad haberi ilim ifadesinden men etmiştir ve zanniyattan kılmıştır. Lakin hadis imamları ve Hadis Ehli fukahası sahih ehad haberlerinde ilim ifade ettiğini savunmuşlardır ve dinin aslında sahih ehad haberle delil getirmişlerdir. Şüphesiz doğru olan budur. Çünkü tevatür vasfı haberin senediyle alakalıdır, haberin şeriat sahibine sahih nispetiyle değil. Haberin sıhhati yönünden ilim ise; adil ve zapt ehli ravinin mislinden şeriat sahibine muttasıl senetle, illetlerden ve şazlardan arî rivayetiyle vacip olur. Ayrıca ehad haberin katiyetini tevatür yanında başka karineler de sağlayabilir. Mütevatir olması bir haberin katiyeti için en güçlü karine olabilir, lakin buna münhasır olduğunu söylemek ispata muhtaçtır. Bunun için İmam ibni Teymiyye (rahimehullah) bir haberin yalnız tevatür şartıyla ilim ifade ettiğini söyleyenlerin ilklerden öncülerinin olmadığını söyler ve bu konuda kelam ehlini izleyenlerin sadece muteahhir ulemadan bir azınlığın olduğunu söyler. 6

Kısaca bu mevzuda söylenebileceklerden bazıları bunlardır. Buna ilaveten Hizbu’t-Tahrir’in İslam ümmeti için esastan çok zararlı ve tehlikeli başka görüşleri de vardır.

Bunlardan bazıları şöyledir:

  • Müslüman bir devletin yöneticiliğini veya Müslüman ordunun başkomutanlığını bir kâfirin yapması caizdir.

  • Kâfirin veya kadının şura meclisine üye olması caizdir.

  • Müslümanın kâfir bir orduda kâfirin idaresi altında ve onun maslahatı için savaşması caizdir.

  • İyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmek hilafeti kurmanın yolu değildir.

  • Kim olursa olsun her yöneticinin bayrağı altında savaşmak vaciptir.

  • Erkeğin ecnebi bir kadını şehvetsiz ve şehvetle öpmesi caizdir. Onunla musafaha yapması caizdir.

  • Müstehcen resimlere bakmak caizdir.

  • Kadının pantolon giymesi ve peruk takması caizdir. Bu hususta eşinden izin almaya muhtaç değildir ve onu bu hususta dinlemezse isyan etmiş olmaz.

Ve buna benzer başka batıl görüşleri çoktur. Doğrusu Hizbu’t-Tahrir çok söz istiyor ama şu kadarını söyleyeyim: Hizbu’t-Tahrir her müslümanın teberri etmesi gerektiği batıl bir fırkadır. Sözde hilafet söylemlerinden aldanmaması gerekir.

 


1- Nizamu’l-İslam 9

2- Niazmu’l-İslam 12,13

3- Ed-Dusiyye 3

4- Ed-Dusiyye 6

5- Ed-Dusiyye 6

6- Bk. Mecmuu’l-Fetava, 13/357

5 Kas, 2019 Tarık Ebu Abdullah
Etiketler: Batıl, Menhec, Hizib, Taraf, Tahrir